Bismillahirrahmanirrahiym,
Selamûn Aleykûm,
Yazıma Ramazanınızın hayırlar getirmesini dileyerek başlıyorum. Allah cümlemize bu Ramazandan günah yüklerinden kurtulmuş, arınmış olarak çıkmayı nasib etsin.
Yazı konumuz ise malum her ramazan olduğu gibi medyada bol miktarda yer alan dini sohbetlerin ana objelerinden olan bid’at. Nedir? Ne değildir?
Konu genelde Teravih namazından çıkmakta ve reformcu kardeşlerimizin bilinçlerini yitirmeleri sonucu neredeyse her nafile ibadeti kapsar hale gelmektedir.
Bid’at dinde olayan şeylerin dine eklenmesidir temelde. Ama asli tarif yapılmadığında kişinin kendince yaptığı her nafile ibadet bid’at gibi görünmektedir. Oysaki Islam dininde nafile ibadet vardır ve bu Kur’an ve Sünnet dahilinde yasaklanmış veya sınırlandırılmış değildir.
Yani bize gereken bu işin temel kriterinin ne olduğunu iyice anlamaktır. Temiz ve yalın olarak.
Örneklemeyi Teravih namazından yapacak olursak, Teravih namazını cemaatle kılmak bid’at değildir –sanıldığının aksine- Teravih namazının cemaatle kılınmasının gerektiğini iddia etmek ve bu yüzden cemaatle kılmak bid’atdır! Benzer örnekler vakit namazlarının sünnetleri içinde geçerlidir.
Şöyle ki öğle namazı 4 rekattır. Başında ve sonunda kılınan sünnetlerin icraası bireyin hayrınadır ancak bireyin özgür iradesindedir, yükümlülüğü değildir. Aslında işe din terminolojisinden bakıldığında da –sünnet olarak geçer- bu görülmektedir ancak uygulama esnasında sorunlar çıkmaktadır. Allah bilir en doğrusunu, sanıyorum ki alimlerimiz kişiler namazı yavaş yavaş terketmesin istediklerinden olsa gerek namazların rekat sayılarını sünnetler dahil ifade ederek, yazarak yerleştirmişlerdir. Oysa ki onlar dahil hiç bir kimse sünnet olan bir nafileyi kişiye yükümlülük haline –farz- getirmemektedir. Heleki reformcuların ifade ettiği şekli ile hiçbirinin bid’at ehli olduğunu düşünmüyorum. Olsa olsa reformist kardeşlerimiz gıybet-iftira ehli olmaktadır.
Haliyle ne teravihin cemaatle icrası, ne sünnetlerin kılınıyor oluşu bid’at değildir. Milletlerin örfleri vardır ve bu dini yaşayışlarına da etki eder. Temel konu bu etkinin Kur’an ve Sünnete aykırı olup olmadığıdır. Aykırı olmadığı müddetçe bunun sakıncası yoktur.
Klasik islam anlayışının temel islami prensiplere aykırı olduğu konular elbette vardır. Bir din bir ülkenin-imparatorluğun resmi dini olduğunda mutlaka zayiat gösterir ancak burda Islam dininin –Allaha şükürler olsun- ana kitabı Kur’an orjinal hali ile elimizde bulunduğundan sorunların çözümü gayet kolaydır. Yanı dinin özüne dönmek isteyen bunu bulamadığı iddiasında samimi olamaz.
Son söz olarak bir daha açıklamakta fayda görüyorum. Bid’at halihazırda tamamlanmış din hükümlerine –hellalerine,haramlarına- hüküm eklemektir. Onun haricinde kişilerin Kur’an ve Sünnete aykırı olmayan, sınırlanmamış nafile ibadetleri kurallarına uygun şekliyle ifa etmeleri bid’at değildir.
Elhamdulillahi Rabbil Alemiyn
Her şeyin en doğrusunu ancak Allah bilir!